Son dönemlerin en güzel yazısı... kim kaleme aldıysa eline yüre

8/12/2009 · Kategori: guzel yazilar

> Ben dürüst, hiç kanuni suç işlememiş, vergisini muntazam ödeyen, trafik kuralları dahil her türlü kanun ve kurala uyan bir vatandaşım. Bir şahsa hakaretim bile yoktur.......Ama başkaları tecavüz ediyor, alkollü araba kullanıp sakat bırakıyor, insan öldürüyor, hırsızlık yapıyor.v.s....ben onları vergimle hapishanede besliyorum ve çıktıklarındada mutlaka onlara iş veriyorum, ayrıca aramıza alıyorum ki tekrar tecavüz etsinler, sakat bıraksınlar, öldürsünler.
>
> Ben de düşünüyorum, aklediyorum ve sistemde yanlışlar buluyorum. Sivil Toplum Kuruluşlarıyla çalışıyorum, yazıyorum, oy veriyorum..... Ama başkaları bölüyor, dağa çıkıyor, bomba atıyor, ağlamayana meme yok diye kırıyor, döküyor ve öldürmeye devam ediyor.......Ben onların maaşını ödüyorum, liderlerini besliyorum ve kardeşlerimi öldürdüğü için affetmeye zorlanıyorum.
>
> Ben tek çocuk sahibiyim. Doğuramadığım için değil. Sevgimi, ilgimi, bilgimi ve maddi gücümü en iyi şekilde bu insana yatırıp, onu onlarca insana bedel, akıllı, manevi değerler üretebilen ve yaşatabilen, kutsal sisteme saygılı bir insan yapmak istediğim için.....Ama başkaları 10'larca çocuk dünyaya getiriyor. Korunamadıkları için değil. Sayısal üstünlük sağlamak için. Sevmiyorlar, ilgilenmiyorlar. O çocuk dağa çıkıyor, o çocuk kapkaç yapıyor, o çocuk tinerci oluyor, o çocuk okumadığı için özgür olamıyor ağasına maraba oluyor yada bakamadıkları için dedesi yaşındaki birisine 13 yaşında satılıyor ve 14 yaşında oda doğurmaya başlıyor........ Sonra benden o insanlara merhamet duymamı ve benden alınan vergiler onları beslemeye yetmediği için ayrıca çocuklarını okutmamı istiyorlar. Ben marabaların kızlarını okutayım ki ağaları kendi kızlarına kilolarca altın takılan 40 gün 40 gece düğünler yapabilsin. Evlerini ısıtıyorlar benim vergilerimle yada kimbilir o kömürleri satıp sigara parası yapıyorlar. Oysa ben bu kış zamlı doğalgazı nasıl ödeyeceğimi düşünüyorum. Onlar 10'ar 10'ar doğurduğu için işsiz kalıyorlar ve batıdaki fabrikaları doğuya taşımaya zorluyorlar. Öyle ya merhamet etmek lazım. Batıdakiler işsiz kalsada olur malum onların sesi çıkmaz. Oysa toprak reformu, aşiretleri çözmek kimsenin işine gelmiyor. Çünkü oy için 10 000 insanı ikna etmek kolay değildir ama ağasını ikna etmek kolaydır.
>
> Ben daha maaşımı almadan vergim kesiliyor....... Ama başkaları vergi ödemiyor ve sıksık affediliyor. Benim maaşım belli. Ama stadyumda sünnet düğünü yapanın geliri nasılsa belli değil. Oysa biz evlendiğimizde düğün bile yapamadık.
>
> Biz evlendiğimizde alacağımız mobilyalarla doğaya zarar vermişizdir endişesi ile nikaha gelen herkese şeker yerine yüzlerce ağaç fidanı dağıttık, doğadan aldığımızı doğaya geri verelim diye......Ama başkaları ormanı yakıp yerine ev yaptılar, sattılar, kiraladılar, zengin oldular ve 2B ile affoldular.
>
> Benim babam ev alabilmek için 12 sene aynı işçi parkası ve pençeli ayakkabısı ile gezdi Çok şükür şimdi evleri var.........ama başkalarının babası devletin arazisi üzerine gecekondu yaptı şimdi müteahhite sattı ve bir sitede 60 dairesi var.
>
> Ben dişimi fırçalarken suyu devamlı kapatıyorum. Meyve yıkadığım suyla balkonu yıkıyorum..v.s. Malum suyu israf etmeyeceğiz ya......... Ama başkaları golf sahaları yapıp çimleri için tonlarca su kullanıyor. Yada bir yerlerde kaçak kullanıp para vermiyorlar.
>
> Ben bakanımızında tavsiyesine uyarak saçımı havluyla kuruluyorum. Ayrıca Maliye bakanımızın kızına katkısı olsun diye evlerimizi tasarruflu ampullerle donatıyoruz. A+ makinelerimiz var....... Ama başkaları kaçak elektrik kullanıyor ve faturalarını ben ödüyorum.
>
> Ben sağlık sigortamı istemesem bile ödüyorum........ama başkaları yeşil kartla gidip benim paramla muayene oluyorlar. Gerçekten ihtiyacı olana son kuruşuna kadar helal olsun. Ama bu ülkede kaç milyon yeşil kartlı var? Kaçı hak ediyor ?
>
> Ben sabrediyorum, bir yaratıcının var olduğuna bunların bir imtahan olduğuna inanıyorum. Ben doğru yol, iyi iş (salih amel) den hedef ne olursa hiç bir gerekçe ile (cihad, takiye..vs) her ne olursa olsun taviz vermiyorum......Ama onlar takiye diyor, cihad diyor, bu daha iyi diyor, uyduruyor, dinimi bölüyor, kullanıyor.
>
> Vergimle bakılan camide, vergimle beslenen imamın arkasında başım açık olduğu için namaz kılamıyorum.Oysa sadece Yaratıcınınn çağrısına uyup bir iman eden olarak Cuma namazlarında kardeşlerimle sorunlarımı paylaşmak istiyorum....Ama onlardan bazıları ritüel (adet) diyor, bazıları günah diyor, ellerinde başörtüleri ile gelip cami kapısında bekleyip bizi riyaya zorluyor, kendilerinde bizi camiden atma yetkisi olduğunu söylüyorlar. Yetkilerini Memur oldukları hükümetten alıyorlar, demek hükümet öyle istemiş diyorum. Rabbim istemez çünkü biliyorum Ama çok şükür onun bana şah damarımdan daha yakın olduğunu, camide olmadığını da biliyorum....Yinede keşke demekten kendimi alamıyorum.
>
> Öyle uzunki bu liste...biliyorum uzun yazıları okumayı sevmiyorsunuz. Her türlü adaletsizliğe rağmen doğru bildiğim yoldan asla dönmeyeceğim. Çok sevdiğim bir fıkra ile bitireyim
>
> Adamın biri dünyada hiç kimseye bir kötülük yapmamış, her türlü kurala uymuş, içmemiş, zina yapmamış, uyuşturucu kullanmamış, kimseyi pataklamamış. Neyse bir gün ölmüş büyük bir sevinç ve beklenti ile sorgu meleğinin önüne gelmiş
> melek sormuş : içmemişsin
> Adam : evet
> Melek : Kimseye el bile kaldırmamışsın
> Adam: evet
> Melek : Kendi karından başkasına yan gözle bile bakmamışsın
> Adam : evet
> Onlarca sorudan sonra sorgu meleği yanındaki meleğe dönerek : bir çift kanat getirin
> Adam heyecanla : Melek oluyorum değilmi?
> Melek : hayır kaz oluyorsun
>
> Fıkradır ama doğruyu söylemek gerekirse korkum kaz olmaktır.
>

öğretmek

8/12/2009 · Kategori: guzel yazilar

Okulun ilk gününde 5.inci sınıfın önünde dururken, öğrencilerine baktı ve çoğu öğretmen gibi, hepsini aynı derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada oturduğu yerde bir yana kaykılmış, ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek çocuk vardı.Meliha öğretmen , bir yıl önce Mustafa''yı izlemişti ve diğer çocuklarla iyi oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli olarak kirli dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız olabiliyordu. Bu öyle bir noktaya geldi ki, Meliha öğretmen onun kağıtlarını kırmızı kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar(x )yapmaktan vekağıdın üstüne büyük "0"(en düşük derece) koymaktan zevk alır oldu.Meliha öğretmen''in okulunda, her çocuğun geçmiş kayıtlarını incelemesi gerekiyordu ve Mustafa''nın kayıtlarını en sona bıraktı. Ancak, onun hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile karşılaştı. Mustafa''nın birinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. Ödevlerini derli toplu ve temiz yapıyor ve çok terbiyeli. Onun sınıfımda olması çok eğlenceli" İkinci sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa, mükemmel bir öğrenci, sınıf arkadaşları tarafından çok seviliyor, ama annesinin ölümcül bir hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evdeki yaşamı mücadele içinde geçiyor" Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa''nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi göstermiyor ve eğer bazı adımlar atılmazsa evdeki yaşamı yakında onu etkileyecek." Mustafa''nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı: "Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok fazla ilgi göstermiyor. Fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta uyuyor." Bunları okuyunca, Meliha öğretmen problemi kavradı ve kendinden utandı.Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak kağıtlara sarılmış hediyeleri getirdiğinde bile çok kötü hissediyordu. Mustafa''nın hediyesini alıncaya kadar bu böyle devam etti. Mustafa''nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, kahverengi ambalaj kağıdı ile beceriksizce sarılmıştı. Meliha öğretmen onu diğer hediyelerin ortasında açmaktan acı duydu. Meliha öğretmen,pakette taşlarından bazıları düşmüş yapma elmas taşlı bir bilezik ve çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini çıkarınca çocuklardan bazıları gülmeye başladı. Ama o, bileziğin ne kadar güzel olduğunu haykırdığında çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve parfümü bileklerine sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu söylemek için kaldı."Öğretmenim bugün aynı annem gibi kokuyordunuz."Çocuklar gittikten sonra, Meliha öğretmen en az bir saat ağladı. O günden sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi bıraktı. Bunun yerine, çocukları eğitmeye başladı. Meliha öğretmen , Mustafa'' ya özel ilgi gösterdi. Onunla çalışırken, zihni canlanmaya başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik ettikçe, daha hızlı karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa sınıftaki en zeki çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.Bir sene sonra, Meliha öğretmen kapısının altında Mustafa dan bir not buldu, ona, hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu söylüyordu.Altı yıl sonra Mustafa''dan bir not daha aldı. Liseyi bitirdiğini, sınıfında üçüncü olduğunu ve onun hala hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu yazmıştı. Bundan dört yıl sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda kaldığını, sebatla çalışmaya devam ettiğini ve yakında liseden en yüksek derece ile mezun olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Meliha öğretmen''in tüm yaşamındaki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı.Sonra altı yıl daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını aldıktan sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu mektup. Onun hala karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu yazıyordu. Ama şimdi ismi biraz daha uzundu. Mektup söyle imzalanmıştı: Dr. Mustafa Yılmaz ( Tıp Doktoru).Öykü burada bitmiyor..Mustafa, bir kızla tanıştığını ve onunla evleneceğini söylüyordu. Babasının birkaç hafta önce vefat ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan Meliha''nın damadın annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını soruyordu.Şüphesiz Meliha öğretmen bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu ?Taşları düşmüş olan o bileziği taktı. Dahası, Mustafa''nın annesinin sürdüğü parfümden sürdü.Birbirlerini kucakladılar ve Dr. Mustafa, Meliha öğretmenin kulağına şöyle fısıldadı:"Bana inandığınız için teşekkür ederim, öğretmenim.Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir fark meydana getirebileceğimi gösterdiğiniz için çok teşekkür ederim"Bayan Mediha, gözlerinde yaşlarla fısıldadı, şöyle dedi:"Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark meydana getirebileceğimi bana öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, nasıl öğreteceğimi bilmiyordum".
Birinin hayatında bir fark oluşturmaya çalışın.

Öküz :) (afedersiniz)‏

8/12/2009 · Kategori: fikralar

Üniversite yemekhanesine giren bir öğrenci tüm yerler dolu olduğundan gidip üniversite profesörünün oturduğu masaya oturmuş.

Profesör kaşlarını çatarak: ' Öküzler ve kuşlar aynı masada oturamaz ! '
Öğrenci: ' O zaman ben uçtum...'

Profesör cevaba cok sinirlenmiş, sınavda öğrenciye takmış ve sınavı başarısız geçmesi için elinden geleni yapmış.

Yanlız sınavda öğrenci tüm soruları mükemmel bir şekilde cevaplamış.

Profesör öğrenciye: " Sana son bir soru soracağım " demiş;
" Yolda yürürken iki çuval bulduğunu hayal et, birinde akıl var, diğerinde ise para var. Hangi çuvalı alırsın?

Öğrenci: ' Para olan çuvalı seçerdim...'

Profesör: ' Ben akıl olan çuvalı seçerdim...'

Öğrenci: ' Normal ! Kimde ne eksikse onu seçer..."

Profesör çok sinirlenmiş, öğrencinin sınav kağıdında not yerine
' Öküz ' yazmış.

Öğrenci nota bakmadan odadan çıkm ış.

Bir dakika sonra öğrenci kapıyı aralamış : ' Sayın profesör,
imzanızı atmışsınız, fakat notumu yazmayı unutmuşsunuz.' Demiş.

 

 

Bir karı-kocanın aynı gün günlüğe yazdıkları...:)))))))))))‏

8/12/2009 · Kategori: KADIN


Kadının Günlüğüne yazdıkları:


Bugün üç yıl bitti.

Onun karşısına gelinlikle çıktığım günkü
kadar mutluyum. Tanrım, onu ne kadar seviyorum.

Mükemmel bir erkek,cazibeli, yakışıklı, anlayışlı,sevecen, her şey var.

Bugün Cumartesi,bıraktım arkadaşlarıyla eğlensin.

En sevdiği yemek olan pastırmalı Kurufasulye ile pilav yapıyorum.

Pişti, demleniyor.

Banyo yaptım, en sevdiği kıyafeti giydim.

Yemekten sonra, şöminenin karşısına bir şişe kırmızı şarapla uzanacağız...

Eve geldi sonunda.
Beni öpüşü biraz soğuktu, aklı başka yerde sanki.

Aman Tanrım, yoksa?

Tüm cilvelerime rağmen, bana yanaşmadı. Arkadaşlarıyla ne
yaptığını sordum,
ağzında birşeyler Geveledi.

Yemekte biraz keyfi yerine gelir gibi oldu, ama hala dalgın,hala uzak,hala kabuğuna
çekilmiş.

Herhalde ÖTEKİNİ düşünüyor.Benden genç mi acaba?
İşyerindeki sarışın pazarlama temsilcisi olmasın?

Şöminenin karşısında şarabımızı yudumlarken, artık dayanamadım 'neyin var?'
diye sordum. Gülümsedi, zoraki bir gülümseme, acı dolu, uzaklık
dolu.. 'Yok birşeyim' diye geçiştirdi.

O gürül gürül yanan aşkın bu kadar çabuk biteceğine inanamıyorum,

daha dün bana ebediyete kadar benimle olmak istediğini söylüyordu.

Bugün aramızda iletişim kopukluğu başladı bile.

Belki de kilo alıyorum. Çok mu vır vır
yapıyorum? Elini tuttum. Elimi okşadı,ama eller hissiz, parmak
uçları soğuk... Stepe başlasam? Çocuk istesem? Yalan, yalan,
yalan.
Kendimi kandırmaktan başka bir şey değil bunlar.
Bitti...Bittti...Bitti. Tanrım, ölmek istiyorum. Kendimi son kez
onun kollarına attım. Ağlaya ağlaya uykuya dalmışım.

Kocanın Günlüğüne yazdıkları :


Öff be, GALATASARAY yine yenildi. Ama, kuru fasülye güzeldi.

......erkekler kalem gibidir......nekadar ince gözükseler de ham maddeleri odundur. :)


feminist

17/11/2009 · Kategori: KADIN



> Dünya feministler kongresinde,
> Amerikan Delegesi Hanımefendi kürsüye gelmiş:

> -'Geçen yılın kararlarını aynen uyguladım.
> > - Eve gider gitmez kocama:
> -Bundan sonra temiz çamaşır istersen ,
> kendi çamaşırını kendin yıka. Işte makine orda..' dedim.
> - Ilk gün bir şey görmedim.
> - Ikinci gün bir şey görmedim.
> - Üçüncü gün bir baktım, makinenin başında
> sadece kendi çamaşırlarını değil, benimkileri de yıkıyor.'

> Alman Delegesi söz almış:
> 'Ben de kararımız gereğince kocama:
> - 'Bundan böyle temiz tabakta yemek istiyorsan
> kendi bulaşığını kendin yıka' dedim..
> - Birinci gün birşey görmedim.
> > - - Ikinci gün bir şey görmedim.
>> - Üçüncü gün baktım makinen in başında
> sadece kendininkileri değil,benim bulaşıklarımı da yıkıyor.'

> Üçüncü konuşmacı bizden TÜRK , feminist kardeşimiz:
> 'Türkiye'ye döner dönmez kararımız gereğince kocamla konuştum. Ona dedim ki:
> 'Bundan böyle yemek yemek istiyorsan,
> kendin pişirmen gerekecek. Işte mutfak orada..'dedim.
> Birinci gün bir şey görmedim.
> Ikinci gün birşey görmedim.

> Üçüncü gün sol gözüm biraz açılır gibi oldu,hafiften görmeye başladım ...
>

« Önceki ::